Türkiye Cumhurbaşkanı Birleşmiş Milletler’de Tutumunu Açıkladı
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 80. oturumunda Genel Kurul salonunda bir konuşma yaptı. Konuşmasına, bu oturumun tüm insanlık için faydalı olmasını temenni ederek başladı ve insanlığın ortak vicdanını temsil ettiğini düşündüğü bu kürsüden bir kez daha hitap etmekten memnuniyet duyduğunu ifade etti.
Erdoğan, görev süresi sona eren 79. BM Genel Kurulu Başkanı Philémon Yang’ı tebrik etti ve bu görevi devralan Almanya’nın eski Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock’a başarılar diledi.
Ayrıca Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın bu oturuma katılamamış olmasından üzüntü duyduğunu belirtti; Filistin’i tanıyan ülkelere teşekkür etti ve diğer ülkelere de bir an önce bu adımı atmaları çağrısında bulundu.
Erdoğan, 1945 yılında yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Şartı’na atıfta bulunarak, bu örgütün amacının uluslararası barış ve güvenliği korumak olduğunu söyledi. BM’nin 80. kuruluş yıl dönümü kutlanırken, dünyanın birçok yerinde bu amacı gölgeleyen olayların yaşandığını vurguladı.
Özellikle Gazze’ye dikkat çeken Erdoğan, 700 günden fazladır dünyanın gözü önünde bir soykırımın sürdüğünü belirtti. Ona göre Gazze’de öldürülen sivil sayısı 65 bini aşmış, bunların 20 binden fazlası çocuk olmuştur. Erdoğan, son 23 ayda İsrail’in her saat başı Gazze’de bir çocuğu öldürdüğünü, ayrıca 428 kişinin – bunların 146’sı çocuk – açlıktan hayatını kaybettiğini söyledi.
Türkiye Cumhurbaşkanı, konuşmasında Gazze’deki sivillerin görüntülerini göstererek, kadınların ellerinde leğenlerle su aradığını, 2-3 yaşındaki çocukların ise kolsuz, bacaksız hâlde Gazze’nin sıradan manzarasına dönüştüğünü ifade etti. Sağlık altyapısının çöktüğünü, doktorların öldürüldüğünü veya tutuklandığını, ambulansların hedef alındığını ve hastanelerin bombalandığını vurguladı. BM’nin kendi personelini dahi koruyamadığını belirten Erdoğan, Gazze’ye yardım için giden 500 kişinin öldürüldüğünü, bunların 326’sının BM personeli olduğunu açıkladı.
Soykırımın utanç verici ve insanlık dışı bir kavram olduğunu söyleyen Erdoğan, bunu Holokost ile kıyasladı ve Gazze’de sadece insanların değil, hayvanların, tarım arazilerinin, bahçelerin, yüzlerce yıllık zeytin ağaçlarının, suların, binaların, kütüphanelerin, okulların, camilerin, kiliselerin ve tarihi yapıların da hedef alınarak yok edildiğini dile getirdi.
Gazze’de bir savaş olmadığını, bir tarafta en modern silahlarla donatılmış düzenli bir ordu, diğer tarafta ise masum sivillerin bulunduğunu vurgulayan Erdoğan, bu durumu “işgal, sürgün ve soykırım” olarak nitelendirdi ve bunun 7 Ekim olayı bahane edilerek yapıldığını söyledi.
Erdoğan, Gazze’nin Hamas bahanesiyle yıkılırken, aynı anda Batı Şeria’nın da işgal edildiğini ve orada da sivillerin öldürüldüğünü belirtti. Ayrıca İsrail’in Suriye, İran, Yemen ve Lübnan’a yönelik saldırılarıyla bölge barışını tehdit ettiğini ifade etti.
Katar’daki müzakere heyetine yapılan saldırının, İsrail hükümetinin kontrolü kaybettiğini ve bu ülkenin başbakanının ne barış ne de rehineleri kurtarma niyetinde olmadığını gösterdiğini söyledi.
İsrail’in eylemleri nedeniyle insan hakları, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, kadın ve çocuk hakları, demokrasi ve adalet gibi değerlerin dünyada geri plana itildiğini vurguladı.
İsrail hükümetinin yayılmacı politikasıyla bölge barışını ve insanlığın ortak kazanımlarını hedef aldığını, Kudüs’ün – üç semavi dinin kutsal şehri – bu politikanın doğrudan hedefi olduğunu belirtti. Erdoğan, bu durumun vicdan sahibi Yahudileri dahi rahatsız ettiğini ve dünyada antisemitizmin artmasına yol açtığını söyledi. Gazze’de derhal ateşkes ilan edilmesi, saldırıların durdurulması ve insani yardımların engelsiz girişine izin verilmesi gerektiğini vurguladı; bu soykırımın faillerinin uluslararası hukuk çerçevesinde hesap vermesi gerektiğini ifade etti.
Türkiye Cumhurbaşkanı, konuşmasının başka bir bölümünde bölgesel ve uluslararası meselelere değindi. İran’ın nükleer meselesinin diplomasi yoluyla çözülmesini umduğunu söyledi.
Suriye halkına da değinen Erdoğan, onların kendi rejimlerine karşı mücadelede zafer kazandığını ve Suriye’de istikrarın tüm bölge ülkelerinin yararına olacağını belirtti.
Kıbrıs konusunda ise adada iki ayrı devlet ve iki ayrı millet bulunduğunu, Kıbrıs Türklerinin asla azınlık statüsünü kabul etmeyeceğini söyledi. Kıbrıs meselesinin çözümünün federal modele dayalı olamayacağını, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni Doğu Akdeniz’den dışlamaya çalışan projelerin başarılı olamayacağını vurguladı.
Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’de yapıcı iş birliğine hazır olduğunu belirten Erdoğan, NATO müttefiki olarak ABD ile ilişkilerini özellikle ticaret, yatırım, enerji ve savunma sanayii alanlarında güçlendirdiğini söyledi.
Ayrıca Sudan’daki kan dökülmesinin durdurulması ve kalıcı barışın sağlanmasının uluslararası toplumun ortak sorumluluğu olduğunu ifade etti. Afgan halkının iyileşme sürecinde yalnız bırakılmaması gerektiğini vurguladı. Türkiye ve Türk milletinin Afgan halkının yanında olmaya devam edeceğini söyledi.






