Diplomasi Yoğun Bakımda: İran – Avrupa Görüşmelerinin Bir Geleceği Var mı?
Avrupa Üçlüsünün (E3) 28 Ağustos’ta tetik mekanizmasını (snapback) harekete geçirme kararı almasının ardından iki haftadan fazla bir zaman geçti. Bu süreçte İran ile E3 ülkeleri İngiltere, Fransa ve Almanya arasındaki diplomatik görüşmeler devam etti ve etmeye devam ediyor. Uluslararası gündemi meşgul eden haliyle İran nükleer programı, çok taraflı bir çekişmenin konusu. Meselenin ABD ve İsrail boyutu olduğu kadarıyla AB, BM, Rusya ve Çin tarafları da bulunuyor.
İran ve E3 arasındaki diyalogda İran’dan talep edilen, nükleer faaliyetlerinin yeniden Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetimine girmesi, ABD ile müzakerelere yeniden başlanması ve akıbeti bilinmeyen 400 kiloluk zenginleştirilmiş uranyumun hesabının verilmesi. İran ise İsrail tarafından uğradığı saldırıyı gerekçe göstererek Ajans ile yepyeni bir formatta koordinasyon öneriyor. Herhangi bir İsrail saldırısına karşı garantiler istiyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi, meseleyi diplomatik zeminde halletmek ve İran’ı yaptırım ve savaş kıskacından kurtarmak adına elinden gelen tüm gayreti gösteriyor. Bu noktada Irakçi, sadece Avrupa güçleri ile değil, İran içindeki muhafazakar güçlerle de uğraşıyor. İran parlamentosunun NPT’den çıkmayı görüşeceği 7 Eylül tarihli toplantı, güç bela engellendi. İran içinde nükleer silah yanlılarının sayıları artmaya ve sesleri daha gür çıkmaya devam ediyor.

Irakçi, 4 Eylül akşamı Katar’ın Başkenti Doha’da AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ile sürpriz bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşme, İran ve Avrupa arasındaki diyaloğun devamlılığını göstermesi açısından kritikti. 6 Eylül’de de Viyana’da İran ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) heyetleri arasında kritik bir görüşme gerçekleşti. Yapılan bu görüşmelerde küçük de olsa ilerleme kaydedildiği ve tarafların diplomasiye şans vermeye hazır oldukları ifade edildi.
Ancak asıl önemli gelişme, 9 Eylül’de Mısır’ın başkenti Kahire’de gerçekleşti. Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi’nin liderlik ettiği İran heyeti ile Rafael Grossi liderliğindeki UAEA heyeti arasında Mısır Dışişleri Bakanı arabuluculuğunda yapılan görüşmelerden olumlu netice alındı. Buna göre İran, NPT kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirecek ve Ajans’ın denetimi için de adımlar atılacak. İki taraf da anlaşmayı barış ve nükleer meselenin kalıcı çözümüne dair önemli bir adım olarak sundular. Anlaşmanın detaylarına dair daha fazla ayrıntı paylaşılmadı.
Ancak bu anlaşma, yukarıda da ifade edilen çok boyutlu ve çok taraflı meselenin sadece İran-UAEA ilişkilerine dair kısmını kapsıyor. Elbette Eylül sonuna kadar E3 ülkelerinin ikna edilmesi ve İran ile anlaşmaları şart, yoksa 2015 öncesi İran’a uygulanan BM yaptırımları, tetik mekanizması gereği geri dönecek. Yaptırımların geri dönmesi durumunda İranlı Bakan Irakçi, Ajans ile yapılan anlaşmanın da geçersiz olacağını vurguladı.
Diplomasinin ömrü kısalsa da henüz nefes almaya devam ediyor. Ancak İran ve Avrupa arasındaki diyaloğun tek başına sonuç üretip üretemeyeceği konusunda soru işaretleri bulunuyor. AB’nin bu meselede oyun değiştirici bir aktör olup olmadığı dikkatlice cevaplanmayı hak eden bir soru.

AB’nin Etkisizliği
AB hiçbir zaman ABD’den tam bağımsız bir İran siyaseti geliştiremese de ABD’nin İran siyasetini yumuşatma ve farklı diplomatik çözümlere yönlendirme konusunda belirli bir özerkliğe sahipti. 1990’larda “eleştirel diyalog” olarak formüle ettiği İran siyaseti, İran’la köprüleri atmak yerine seçici bir diyalog geliştirmeyi, insan hakları vb. konularda İran’ı belirli davranış kalıplarına zorlarken ticari ilişkileri ve ortak yatırım alanlarını geliştirmeyi hedefliyordu. Bu siyasetin bir diğer boyutu da İran içindeki ılımlı ve reformist unsurlarla iş birliği ve dayanışmayı kuvvetlendirmeye çalışmak ve mezkur aktörlerin İran siyasetindeki hareket kabiliyetini artırmaktı.
Ancak son yıllarda AB’nin dünya siyasetinde yaşadığı mevzi kaybı, İran’a olan tutumuna da yansıdı. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşının ardından güvenlik alanında ABD’ye iyiden iyiye bağımlı hale gelen Avrupa’nın İran konusunda özerk bir siyaset geliştirmesi mümkün görünmüyor. Bu anlamda savaş öncesi döneme denk gelen Trump’ın ABD’yi nükleer anlaşmadan çekmesi (2018) sonrası Avrupa’nın gösterdiği Trump karşıtı ve anlaşma yanlısı tavra bugün rastlanmıyor. Hatta E3 ülkelerinin snapback kararını almalarında Marco Rubio’nun baskılarının etkili olduğu söyleniyor. Uzun lafın kısası, AB artık ABD’nin İran siyasetine uyum sağlamak dışında bir seçeneğe sahip değil.
İran ise tam da bu durumun tespitinden hareketle AB’yi yeniden özne olmaya davet ediyor. Abbas Irakçi 7 Eylül günü The Guardian gazetesinde yayınlanan yazısında, Avrupa’yı İran konusunda Donald Trump’ın peşine takılmakla ve İsrail’in direktifleri çerçevesinde hareket etmekle suçladı. Irakçi, Avrupa’nın yeniden uluslararası siyasette özne olması için müstakil bir dış siyaset ve hususen de İran siyaseti takip etmesi gerektiğini ifade etti.

Avrupa ve İran Arasında Köprülerin Atılması
Diğer taraftan 2018 sonrasında her ne kadar E3 ülkeleri anlaşmaya kağıt üzerinde bağlı kalsalar da ABD’nin yaptırım gücünden dolayı fiilen anlaşmayı işletmediler. İran ile ekonomik ilişkilerini askıya aldılar. Dolayısıyla bugün Avrupa ile İran arasında riske atılmasından endişe edilecek bir ekonomik ilişkiden bahsedilemez. Ekonomik bağımlılığın zayıf olduğu bir düzlemde Avrupa’nın İran’ı gözden çıkarması daha kolay görünüyor.
Son olarak ise AB’nin, artan Rusya tehdidi karşısında İran’ın Rusya ile askeri iş birliğinden son derece rahatsız olduğu görülüyor. Ukrayna savaşı süresince Rusya’ya SİHA tedariki sağlayan İran, AB açısından cezalandırılması gereken bir aktöre dönüşmüştür zira Avrupa’nın güvenliğinin altını oymaktadır. Bu şartlar altında AB’nin İran’ı ABD’nin hışmından kurtarmak için bir motivasyona sahip olmadığı söylenebilir.

Hala Anlaşma İçin Bir Şans Var mı?
12 Gün Savaşı, İran ile yapılacak müzakerelerin artık askeri müdahale gölgesinde yapılacağını haber vermişti. Çünkü bu savaş, iki ülke arasındaki askeri gerginliği çözüme ulaştırmadı. İki taraf da ikinci round için hazırlıklarına devam ediyor. E3 ülkelerinin snapback kararı da müzakerelerin yaptırım tehdidi altında yapılacağını gösterdi. Dolayısıyla İran, savaş ve yaptırım kıskacı altında diplomasiden medet ummaya devam etse de şu an için en olumlu gelişme, snapback süresinin 6 aylığına uzatılıp kapsamlı müzakereler ve anlaşmalar için fırsat yaratılması olacaktır. Ancak bu olsa bile 6 aylık sürede meselenin nihai çözümü olasılığı pek yüksek değil.
Tıkanıklığın teknik detaylardan değil siyasi bağlamdan kaynaklandığı unutulmamalı. İsrail durdurulmadıkça İran nükleer dosyasının çözülme ihtimali bulunmuyor. İran ile müzakere yürüten taraflar da İsrail’in arkasında hizalanmış durumdalar. 12 Gün Savaşı, AB ülkelerinin saldırgan İsrail’i değil, kendini savunan İran’ı kınamaları gibi garip bir durum ortaya çıkarmıştı. Söz konusu ülkelerin nükleer meselede diplomasiyi barış için kullanacaklarına dair bir emare bulunmuyor. Bu süreçte diplomatik temaslar, taraflar açısından top çevirme ve zaman kazanma fonksiyonundan öte bir anlama sahip değil.
Bu yazı Anadolu Ajansı’nda da yayımlandı:
The Review
Diplomasi Yoğun Bakımda: İran - Avrupa Görüşmelerinin Bir Geleceği Var mı?
İran ve Avrupa, yaptırım baskısı, savaş tehdidi ve ABD ile İsrail’in etkisi altında, nükleer müzakerelerde sınırlı ilerlemelere rağmen hâlâ siyasi çıkmaz ve diplomasinin geleceğine dair belirsizlik içinde bulunuyor.





