Erdoğan Hükûmetinin İsrail Karşıtı Yaklaşımının İncelenmesi
Erdoğan’ın İsrail ile karşı karşıya gelişi başlangıçta tehditler ile siyasi ve hukuki adımlar şeklinde ortaya çıktı, ancak çok geçmeden ekonomi alanına taşındı. Ankara, İsrail’e karşı ekonomik yaptırımlar ilan etmeyi gündemine aldı; bu yaptırımlar hâlen devam etmekte olup, bunların daha da sertleşeceğine dair işaretler görülmektedir. Ankara–Tel Aviv ilişkilerindeki gerilimin artış süreci, bu karşıtlığın seyrini belirleyen farklı zaman dilimlerinde izlenebilir.
2023 Gazze Savaşı’nın başlamasının ardından, Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye hükûmeti, İsrail’in en sert eleştirmenlerinden biri hâline geldi. Erdoğan, sert tutumlar benimseyerek İsrail’i “soykırım” ile suçladı ve Hamas’ı bir terör örgütü değil, özgürlük mücadelesi veren bir güç olarak tanımladı. Bu tutumlar, somut adımlara dönüştü; Türkiye’nin Tel Aviv’deki büyükelçisini geri çağırması, Lahey’de İsrail’e karşı açılan davaya katılması ve Türkiye topraklarında İsrail adına casusluk yaptıkları iddiasıyla kişilerin tutuklanması bunlar arasındaydı.

Erdoğan, İsrail’in eylemlerini “insanlığa karşı suç” olarak nitelendirdi ve bu rejimin nükleer silah dosyasını küresel gündeme taşıma sözü verdi. Ocak–Nisan 2024 arasında Türkiye, Hamas mensuplarına karşı İsrail adına casusluk yaptıkları iddiasıyla onlarca kişiyi tutukladı. Hakan Fidan, İsrail’i “güvenlik değil, daha fazla toprak peşinde olmakla” suçladı ve Lahey’de buna ilişkin belgeler sundu. Mart ayında Erdoğan, Netanyahu’yu Batı’nın desteğiyle soykırım yapmakla suçladı; İsrail ise buna karşılık Türkiye’nin büyükelçisini çağırdı.
Nisan–Mayıs 2024 döneminde Ankara, değeri 9,5 milyar dolar olan İsrail ile ticari ilişkilerini tamamen kesti. Çimento ve çelikten otomobil parçaları ve elektronik ekipmanlara kadar binden fazla kalemin ihracatı durduruldu. Bu karar, İsrail iç pazarında kıtlık ve fiyat artışına yol açtı; Türk şirketleri de İsrailli muhataplarıyla iş birliğini reddetti.

Türkiye ayrıca hava sahasını İsrail devletine ait uçaklara kapattı ve İsrail gemilerinin limanlarına yanaşmasını engelledi. Sahipliği İsrailli olan veya varış noktası işgal altındaki topraklar olan gemilere dahi Türkiye limanlarına giriş izni verilmedi. Bu adımlar, İsrail’in ticaret yollarını sekteye uğrattı ve Ankara’nın kapsamlı baskı uygulama konusundaki siyasi kararlılığını net biçimde ortaya koydu.
Bölgesel düzlemde ise Aralık 2024’te, Suriye’de Beşar Esad yönetiminin düşmesinin ardından, Türkiye ile İsrail arasındaki rekabet güvenlik boyutuna taşındı. İsrail’in Suriye topraklarında Türkiye ile bağlantılı hedeflere hava saldırıları düzenlemesi ve Ankara’nın İsrail’in NATO tatbikatlarına katılımını engellemesi, bu karşıtlığın Gazze meselesinin ötesine geçerek jeopolitik bir düzeye ulaştığını gösterdi.

Son gelişmelerde, Binyamin Netanyahu Ermeni Soykırımı’nı tanıdı; Türkiye bu adımı “siyasi ikiyüzlülük” olarak nitelendirdi. Aynı zamanda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, İsrail’in Birleşmiş Milletler üyeliğinin askıya alınmasını talep etti.
Son bir yılda, özellikle Suriye’deki çatışmaların ardından, Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim artmış durumda. Türkiye halkının %93’ünün İsrail’e olumsuz baktığı dikkate alındığında, Erdoğan’ın İsrail karşıtı politikası Ankara’nın bölgesel stratejisinin bir parçası hâline gelmiştir. Bu strateji her ne kadar henüz Gazze’ye doğrudan müdahaleye dönüşmemiş olsa da, Tel Aviv’in böyle bir olasılığa dair endişesini artırmıştır.





